Hayat Bize Ne Verdi?


Dünya bir çöp kovası ve biz insanlarda o çöp kovasının dibinde yaşayan böcekleriz. Yaşamak için kendi dünyasını kemiren; leşleri için birbirlerini katleden iğrenç, gereksiz ve aciz varlıklarız tek gerçek bu…

Hayat ne kadar garip geliyordu artık…

Yıllardır giymediği üniformasını büyük bir özenle giyindi. Tekerlekli sandalyede geçen iki yılın ardından bacakları kürdan çöpüne dönmüşlerdi. Kırk iki sene devirmişti ama bedeni ruhunun yaşını gösteriyordu. Yüzünden yavaş yavaş silinmişti gençlik hatları yeşil gözlerindeki ateş sönmüştü saçları bembeyazdı artık yüzü kırış kırış.

Aynada inceledi kendini nede olsan son kez bakıyordu aynaya. Sinek kaydı tıraş olmuş saçlarını kestirmiş ve son kez pencereden dışarı bakıp bir duble rakısını içmişti. bu gece o geceydi; bütün dünyaya iki yıldır içini saran cevabını aradığı soruyu soracağı gece. Bu gecenin sonunu kendi kanıyla süsleyecekti. İntihar edecekti.

Masanın üzerindeki beyaz kâğıtlar ve kurşun kaleme baktı bide eski günlerden kalma 9mm’lik glockuna. Derin bir nefes aldı. Kalem ne kadar da ağırdı öyle. İki senedir içini kemiren soruyu sordu bütün insanlığa: medeniyet çılgınlığında kendini kaybetmiş, ruhunu ve aklını köleleştirmiş insanlığa hitaben…

“Hayat bize ne verdi?”

Zemin kattaki tek odalı evimde artık vücudum bir parçası haline gelmiş olan tekerlekli sandalyemden izlediğim medeniyetin çıldırttığı insanlara iki yıldır bu soruyu soruyorum.

Cevap hep aynı: sessizlik. İliklerime işleyen soğuk ve yıkıcı sessizlik.

İki yıldır öyle sessizim ki öyle sessiz ki bu ev. Sanki çoktan öldümde bu ev mezarımmış gibi yaşıyorum ve penceremden siz yaşayan insanları izliyorum. Biliyor musunuz; bu dünyayı, bu şehri, insanları, insan gibi geçinen hayvanları, köşe başında bekleyen hayat kadınlarını, uyuşturucu satıcılarını, melek tozunu aldıktan sonra uçan şu liselileri, elinde telefonla birilerini soymakla meşgul olan takım elbiseli varlıkları, dilencileri, hatta kendimi bile seviyorum… İstisnasız seviyorum hepsini. Neden biliyor musunuz?  Çünkü beni güldürüyorlar. Bazen beni o kadar çok güldürüyor ki bu medeniyet çılgınlığı ağlamak istiyorum.

Hadi durmayın; kafanızı mezarlarınızdan çıkarın ve caddeye doğru bakın. Belki ilk baktığınızda göremeyeceksiniz ama emin olun bahsettiğim her şey orada, o baktığınız caddede. Bütün o medeniyet çılgınlığında insanların koşuşturmalarını izleyin ve gülümseyin. Çünkü ancak bu şekilde o çılgınlıktan kurtula bilirsiniz: delirerek!

“Hayat bize ne verdi?”

Cevap verin lütfen hayat bize ne verdi? Medeniyetin getirisi olan sistemimi… o muhteşem düzeni mi? Söyler misiniz: o takım elbiseli hırsızları, uyuşturucuyu, sefilliği, düşmüşlüğü bize veren de o sistem değil mi?

Yalvarırım cevap verin bana bu hayatın getirisi ne? Her dinden din adamlarının Tanrı diye bağırdığını duyar gibiyim. Lütfen artık kapayın o çenelerinizi Tanrı’yı yıllarca zulmetmek için, savaşmak için, sistemi korumak için bir kalkan gibi kulandınız. Siz Hz. İbrahim`in ve Hz. Muhammed’in şefkatli tanrısını bu zulmü ve çılgınlığı gizlemek için bir perde gibi kullandınız.

“Hayat bize ne verdi”

Sizi bilmem ama bana tek bir kurşun verdi. Bütün hayatımı karartan, eşimi çocuklarımı, işimi, bacaklarımı kısaca hayatım hariç her şeyimi benden alan tek bir kurşun verdi. Tek bir kurşun…

Hayatımın yirmi yılını okuluma adadım. Tek bir hayalim vardı bir polis olmak komiser Sarp Tekin olmak(!) Başardım da. Yirmi senemi almıştı ama hayalimi başarmıştım komiser Sarp Tekin olmuştum ama emin olun bu ülkede polis olmanın ne demek olduğunu bilsem asla polis olmazdım.

Bu ülkede polis olmak demek: Bir komiser dahi olsanız gecenin bir yarısı karınızı ve oğlunuzu bırakıp göreve gitmek demektir. Üzerinize molotof kokteyllerinin, kaldırım taşlarının yağması; üzerinize sopalarla bıçaklarla saldırılması demektir. Bütün bunlara karşılık siz biber gazını fazla sıktığınız ya da biraz sert vurduğunuz için işinizden olabilirsiniz. Havaya ateş etmek için öncelikle birilerinin ölmesini beklemeniz gerekir.

Hayatınızı ortaya koysanız, bacaklarınızı kaybetseniz bile bütün bunlara değeri olarak aldığınız altı yüz liralık gazi maşıyla geçinmeye çalışmaktır. Eşinizi ve çocuğunuzu geçindirememek sessizce bir sabah evden ayrıldıklarını izlemektir bu ülkede polis olmak…

Şimdi bana soruyorsunuz değil mi? “Bize sorup durduğun şu sorunun cevabı ne?” diyorsunuz. “Hayat bize ne verdi?”

Hayat bize dünyayı verdi, biz çöp kovasına çevirdik. Hayat bize bedenlerimizi verdi biz böceğe döndük. Hayat bize Tanrı’yı öğretti biz Tanrı’nın rolünü üstlendik kendi çıkarlarımız doğrultusunda binlerce Tanrı yarattık, emirlerini yok edip yerlerine çıkarlarımızı yerleştirdik. Hayat bize ne verdiyse biz bir şekilde mahvettik.

Her sabah uyandığınızda aynaya bakıp bir şeylerin yanlış gittiğini düşünüyorsanız ve içinizde tarifi imkânsız bir boşluk varsa bu çıldırmış insan seli sizi de rahatsız ediyorsa, bir şeylerin yanlış olduğunu düşünüyorsanız anlamaya başlamışsınız demektir.

Bu sizi korkutmasın gülümseyin ve dalganızı geçin sistemle. Bu sanal dünyada bir Morfeus’un gelip sizi kurtarmasını beklemeyin siz bir Morfeus olun ve çevrenizdeki kaybolmuş ruhlara yol gösterin çevrenizdeki Neoları kurtarın. Onlara diğerlerini nasıl kurtaracaklarını gösterin. Yazın, konuşun, sevin, şarkı söyleyin, bir şeyler üretin bu tüketmekten başka bir şey bilmeyen medeniyetten ve sistemden tek kurtuluş çünkü. 

Şimdi ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. İşte şimdi sizde bir Morfeus’sunuz gidin ve bu sanal dünyada ruhunu kaybetmek üzere olan Neoları kurtarın.

Ben mi?

Maalesef benim ruhum için çok geç artık kurtarılamaz. Birazdan elimdeki 9mm’lik glocktan çıkacak olan kurşunla yaşamıma son vereceğim.

Bu yazı vasiyetimdir lütfen bu sakat yaşlı adamın son isteğini yerine getirin ve kendinizi kurtarın.

Yazdıklarını son bir kez okudu bunları o mu yazmıştı gerçekten. İntihar mı edecekti? Ne zaman bu kadar düşmüştü ne zamandan beri bu kadar karamsardı? Bu iki senenin mi? Yoksa mutluluk maskesiyle geçmiş kırk iki yılın mı birikimiydi bu intihar?

Bilmiyordu bilmekte istemiyordu dışarıya baktı üniformasını son kez düzeltti, şapkasını taktı ve glocku şakağına dayadı…

Silahın sesi boş evde yankılandı kan ve barutun kokusu birbirine karıştı. Sarp Tekin bu sanal dünyadan, sistemden ve medeniyet çılgınlığından çok uzaklardaydı artık…

Son…

U.S.

Yorumlar