Kimsesizlerin,
köksüzlerin, yalnızların ve yalnız ölenlerin yatağı gece direklere asılan
yıldızlarla aydınlanıyor. Ruhsuz şehir karanlığının farklı bir tonunu geçiriyor
sırtına. Şehrin sokakları da asıl sahiplerini çağırıyor. Yapay ışıkları altında
doğmuş, karanlığında ölmüş sahiplerini. Bütün devrimlerin üvey evlatlarını
çağırıyor sokaklar. Şehrin rengarenk
yakalılarının nefret ettiği yakasızların saati artık.
Şehrin asıl sahipleri çıkıyor dehlizlerinden.
Torbacılar, fahişeler, müptezeller, sokak çocukları, göçmenler, kaçaklar,
kaçıklar… Adeta piçlerini kusuyor sokaklar. Az ilerde ki Mama Faruk
sermayeleriyle gülüşüyor. Kadın sattığına bakma sen. İktisat bitirmiş, üstüne
bir de mastır çekmiş bir taşra üniversitesinde. Zamanında kendine sattıkları
boş hayalin hıncı ile satıyor şimdi tahsilli pezevenk. Nice oyun yazarı kadın
sinmiştir Mama Faruk’un sokağına. Bitmeyen varoluş krizleri ile 1970ten beri
aynı hikâyeyi arar durur. Zaten bütün fahişelerin hikayeleri aynıdır. Otel
odası bıkkınlığı, duymayan kulaklara avanta palavrası işte…
Dört yol ağızlarında torbacılar
bilmem kaçıncı rüyanın ağıtına şeker tıkarken bütün şehir susar. Mavi kırmızı
ışıklar görse de küçük balığın zehri umurlarında değildir. Torbacıları terli titrek
eller sabırsızca bekler. Sahte ilahlar gibi tepeden bakarlar tapınan bu ellere.
Bütün yakalı züppelere fiyatınca ruh satarlar. Torbacıların yakın köşelerinde
şişeli ahali gezinir hep. Şairler, ayyaşlar, deliler… Var olduklarını unutup bir
akıntıyla geceye ilerlerler. Tapındıkları ucuz şarap olduğu için de kimse umursamaz.
Sokaklar boşalıyor ve böylece yapay
yıldızların ışıkları altında, arka sokakta bir hayat kuruluyor ruhsuz şehirde. Unutulmuş
herkesin, anlatılamamış her hikâyenin yeridir burası. Şehri inşa edenlerin
hesaba katmadığı mahallelerde doğmuş çocukların hikâyeleri.
Sokaklar boşalıyor.
Mutlu sonla bitmeyecek bir masal
en baştan başlıyor. Bir varmış, çok yokmuş…

Yorumlar
Yorum Gönder